Yazar arşivi Selim YAZICI

ileSelim YAZICI

Kaptan Tarzı Liderlik Eğitimi

Deniz Harp Okulu’ndan mezun iki ortağın kurduğu Kechi Sailing Yatçılık Eğitim Merkezi, bugüne kadar 100’ün üzerinde şirkete yelken eğitimi verdi. Eğitimlerde katılımcıların liderlik ve etkili iletişim alanlarında kendilerini geliştirmeleri ve aynı zamanda eğlenmeleri hedefleniyor. Kechi Sailing kurucularından İbrahim Duman, yelkenli bir tekneyi yönetmekle şirketi yönetmeyi birbirine benzetiyor.

Kurumlara yelken eğitimi sunan Kechi Sailing Yatçılık Eğitim Merkezi, 1998 yılında donanmadan ayrılan bir ekip tarafından kuruldu. Şimdiye kadar 10 bini aşkın kişiye amatör ve profesyonel yatçılık eğitimleri veren Kechi Sailing, 100’ün üzerinde firmaya da kurumsal eğitim verdi. Bu eğitimlerle katılımcıların etkin ve yüksek performans gösteren bir ekibe dönüşmesi, çabuk ve doğru karar vermeleri, verilen kararlarda konsensüs oluşturmaları, liderlik ve etkili iletişim alanlarında kendilerini geliştirmeleri ve aynı zamanda eğlenmeleri hedefleniyor.

Kechi Sailing kurucularından İbrahim Duman, tekne metaforunun da her zaman uygun bir çalışma platformu olarak değerlendirildiğini söylüyor ve yelkenli bir tekneyi yönetmekle şirketi yönetmeyi birbirlerine şöyle benzetiyor:

– Teknede mürettebat (şirkette yönetim ekibi) ve bir takım olarak çalışma becerisi…
– Denizin (pazarın) tahmin edilemezliği ve mevcut koşulları değiştirme, yeni koşullar oluşturma gibi inisiyatif kullanmak…
– Kaptan (şirkette yönlendirici lider) ve takım yönetimi faaliyeti…
– Tekne sorumluluğu (kurumsal sorumluluk) üzerine rollerin ve bireyin öneminin kavranması…
– Bir takım olarak hedef ve navigasyon planının (şirket stratejisi) başarısı…
– Teknede (küçük bir alanda) yaşayarak ekibi yönetme yeteneğini geliştirme…
– Yelken yarışı kuralları ve takımlar arası rekabet (Kanunlar, piyasa ve rekabetçi satış stratejilerine uyum)…
– Takımın (mürettebatın) diğer üyelerine güvenme ve her takım üyesinin elinden geleni ortaya koyması…
– Beklenmeyen sorunlar (navigasyon, değişen hava şartları) karşısında hemen aksiyona geçme ve çözüm odaklı olma becerisi… (Kriz dönemlerinde hızlı karar alabilme yeteneği)
– Tekne ve yelkenlerin (ekipman ve insan kaynağı) doğru kullanımı…

İhtiyaca göre akademik temelli eğitim
Yelken eğitimlerine her sektörden talep geldiğini belirten Duman, özellikle yetkinlik bazlı İK politikaları olan şirketlerin yoğun ilgi gösterdiğini söylüyor: “Şirketlerin belirleyeceği eğitim hedefleri doğrultusunda oluşturulacak senaryolar dahilinde, ekibin kendi içerisindeki koordinasyonu gözlemlenebileceği gibi, liderin liderlik özellikleri ve ekip ile uyumu gözlenmekte ve akademik kriterler çerçevesinde, uzman eğitmenlerimiz tarafından raporlanıyor. Senaryolar kapsamında, yeni işe alınan ve bir ekip olarak çalışması planlanan ekiplerin kaynaştırılması; bilimsel kriterlere dayalı olarak geliştirilen ‘Kaptan Tarzı Liderlik Modeli’ çerçevesinde tanımlanan yetkinliklerle ekip içerisinden ideal liderin belirlenmesi; var olan liderin liderlik becerilerinin iyileştirilmesi gibi çalışmalar da yapılabiliyor.” Kaptan Tarzı Liderlik Eğitimi’nde amaç, belirsizlik ve sürekli değişen çevresel şartlar altında, çalışanların liderlik yetkinliklerinin geliştirilmesi. Bu eğitimde, bir ekip içerisinden potansiyel liderin belirlenmesi, liderin çeşitli özelliklerinin geliştirilmesi veya ekip ve lider arasındaki çatışmaların çözümlenmesi gibi farklı ihtiyaçlara yönelik uygulamalar yapılabiliyor.
Eğitimlerin sonunda, katılımcılarla günün değerlendirilmesi yapılarak, geliştirilmeye açık yönler paylaşılıyor ve ihtiyaç durumunda kuruma uzman eğitimciler tarafından raporlama yapılıyor.

 

Kaynak: Hürriyet İK, 18 Temmuz 2014, http://www.hurriyet.com.tr/ik/26840329.asp

 

ileSelim YAZICI

Gerektiğinde İyi Takım Oyuncusu Oluruz

Gerektiğinde İyi Takım Oyuncusu Oluruz
Hürriyet İK – Burcu ÖZÇELİK 

 

Takım çalışmasına yatkın olmak, iş ilanlarında en önemli kriterlerden biridir. Şirketlerde sürekli ekipler oluşturulur, tam gaz ortak projeler geliştirilir. Verimli ekip çalışmasına ilişkin eğitimler, seminerler her zaman gündemdedir.

O kadar ki, ekşisözlük yazarları çalışanların ‘takım çalışması’ konusundaki hislerine tercüman olmuşlar:

– “Bütün suçları ekibin geri kalanına yüklemeyi sağlayan çalışma biçimi”,

– “Aynı amaç doğrultusunda tek bir kişinin çalışıp diğerlerinin kebap yaptığı ve ardından ödülün birlikte paylaşıldığı organizasyonların yaptığı iş”,

– “Birden fazla insanın bir araya getirilerek bir araya getireni çekiştirdikleri etkinlik”.

Takım çalışması iyi uygulanamadığında, ki bu işi iyi becerebilen şirket sayısı gerçekten çok azdır, yukarıdaki yorumlar sonuna kadar doğrudur. Başarılı takımların oluşmasında liderlik, ortak hedefler, iş akışı ve iletişim çok önemli evet, ama Türkler’e özgü kişilik özellikleri hesaba katılmadığında yapılan takım çalışmalarından pek hayır beklememek lazım. Türkler sıkışmadıkça pek bir araya gelip ortak bir şeyler yapmayı sevmezler. Ama gerekirse çok iyi bir takım oyuncusu da olurlar. Bu işin uzmanlarına Türkler’in takım çalışmasına ne kadar yatkın olduklarını, avantajlı ve dezavantajlı taraflarını sorduk.

Uzlaşma=boyun eğmek

Bu konuda belki de en deneyimli isim ki bu işin kitabını yazan Prof. Dr. Acar Baltaş. Türk Kültüründe Yönetmek isimli kitabı da olan, birçok kuruma ekip oluşturma eğitimleri veren Baltaş, iyi bir ekip çalışması için en temel kişilik özelliğinin uzlaşma olduğunu söylüyor. Ona göre Türk kültürünün ekip çalışmasını zorlaştıran en temel özelliği de uzlaşma kültürünün olmayışı: “Çünkü Türk kültüründe uzlaşma, boyun eğmek, yenilmek ve ilkelerinden vazgeçmek anlamına gelir. Türk kültüründe uzlaşma geleneği olmadığı için, ya kavga edilir ya da çatışmadan kaçınılır. Biz buna ‘ikiyüzlü saygı’ diyoruz. Türk kültürünün ekip çalışmasını zorlaştıran bir diğer özelliği hesap sorma ve verme sürecinin çatışma yaratan dolayısıyla kaçınılan bir durum olmasıdır.”

Uzlaşmanın boyun eğmek ve zayıflık olarak algılanması, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” misali kimse bana bulaşmasın diye topluluk içinde sessiz kalmak, arkadan dedikodu yapmak, eleştirip çözüm sunmamak, güven eksiliğinden hiç bir görüşü ifade edememek, geri bildirim vermemek, hep Türk kültürünün takım çalışmasını zorlaştıran özellikleri.

Yeter ki hiyararşi olsun

Türkiye’de takım çalışmasının önündeki önemli engellerden biri de hiyerarşik yapı. Türkler hiyerarşik yapıyı severler. Yönetmekten çok yönetilmek isterler, başlarında biri olsun, sorumluluk ona ait olsun ve herkes kendi işini bilsin isterler. Ortak sorumlulukları paylaşmaktansa sorumluluk ya alta ya üste bir yerlere havale edilmelidir. Böylece başarısız olduğumuzda suçu atacak birisini buluruz. Hata asla paylaşılmaz, mutlaka başkası suçludur.

Bireyler tek başlarına var olmak istiyor

Türkiye’de takım çalışması son dönemde çok yaygın ki olmama şansı neredeyse artık yok. İşlerin ulaştığı büyüklük, takımlar halinde çalışmayı gerektiriyor. Ama gerçek anlamda başarılı takım kurup yöneten şirket sayısı tartışılır. Xerox Türkiye İK Direktörü Gülnur Baykurt, bunun toplum olarak takım çalışmasını bilmiyor olmamızdan kaynaklandığını söylüyor: “Çoğu şirkette grup hedeflerinin olmaması ve bireysel hedeflerin konulması da bunun bir göstergesi. Türkiye’de özellikle satış odaklı çalışan şirketlerde, bireyler kendi hedefleri ile tek başlarına var olmaya çalışırlar.”

Aynı hedefin 5-6 ayrı anlatımı yapılmalı

Eğitmen ve profesyonel koç Çağlar Çabuk, takım çalışmasında Türkler’i ikna etmenin önemine dikkat çekiyor: “Türkleri ikna etmeniz ve o işin neden yapılması gerektiği konusunda normalden daha fazla konuşma yapmanız gerekli. Türkler için aynı hedefin en az beş altı ayrı anlatımı yapılmalı diye düşünüyorum. İçlerinden en az bir ya da iki tanesi takım üyesini etkileyecektir.”

Duygulara hitap eden liderlikle mucizeler yaratabiliriz

E tabii Türk kültürünün takım çalışmasını kolaylaştıran tarafları da var. En önemlisi de toplulukçu bir kültür olması. Türkler, güçlü aile bağlarına sahip, ait olma ihtiyacı hisseden, bir sorun olduğunda yakınlarının yardımına koşan, işi sahiplenen kişiler olduğundan gerektiğinde çok iyi bir takım oyuncusu olabilirler. Prof. Dr. Baltaş “Bireyciliğin zirvesini oluşturan Anglosakson kültüründen tercüme kitap ve reçetelerle Türkiye’de ekip çalışması, yöneticilik ve liderlik vaazları vermek, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır. İnsanların duygularına hitap eden ve anlam duygusu veren bir liderlik anlayışıyla Türk kültüründe mucizeler yaratmak mümkündür. Ancak ne yazık ki yöneticilerin çoğu batıdan ithal ettikleri yönetim anlayışlarıyla bu fırsatı kullanamıyorlar” diyor. 

Fatih Terim neden başarılı oldu da Del Bosque ve Aragones başarısız oldu?

Bu konuda en somut örneklerden biri futboldan verilebilir. Prof. Dr. Baltaş, kitabında şu örneklere yer vermiş; 

– Türk futbolu, 1992-1996 yılları arasında Sepp Piontek yönetiminde tarihinin en kötü sonuçlarını almışken, yerine geçen yardımcısı Fatih Terim’in, Türk futbolundaki ilk uyanışıgerçekleştirmesi,

– buna karşılık Real Madrid’in geçmişi başarılarla dolu teknik direktörü Del Bosque’nin görevine sezon ortasında Beşiktaş tarafından son verilmesi, 

– İspanya’nın Avrupa şampiyonu olduğu 2008 yılında başında olan Luis Aragones, 2008-2009 sezonunda Fenerbahçe’ye son on yıldaki en başarısız sezonunu yaşatması ve takımın genç oyuncularından birinin, “Aragones’le aramızda doku uyuşmazlığı oldu” demesi, (ki bu durum Türkiye’ye gelen birçok yabancı teknik direktörün yaşadıklarıyla örtüşüyor) durumu özetliyor.

Sessiz kal kimse senden hesap sormasın

Baltaş, Türk Kültüründe Yönetmek isimli kitabında Türkiye’ye özgü ve çalışma hayatını derinden etkileyen en çarpıcı iki özelliğin olgunlaşma ve güven eksikliği olduğunu söylüyor. Baltaş, bu iki özelliği kitabında şöyle açıklamış: “Türkiye’de iş hayatında ‘ben sana dokunmayayım, sen de bana dokunma’ olarak formüle edilebilecek bir ‘sessiz anlaşma’ vardır. Çalışanlar nezaket zırhıyla kendilerini diğerl
erinden uzak tutmakta ve ortaya çıkan sükûnet, uyumlu çalışma ortamı varmış gibi algılanmaktadır. Bu tür ortamlarda ‘herkes birbiriyle iyi geçinir’. Çünkü yolunda gitmeyen işler için kimse kimseden hesap sormaz, kimse de hesap vermek mecburiyetinde kalmaz. Çalışanlar toplantılarda fikrini söylemez, ancak alınan kararlara katkıda bulunmak için çaba da göstermez. Çünkü hoşlanılmayan bir kararla ilgili arkadan konuşmak rahat ve kolaydır. Başkalarının hatalarını konuşmak kişinin yüreğini yelpazeler ve ona üstünlük duygusu verir.

Türk kültürünün ekip çalışması yapma konusundaki en büyük engeli, güven eksikliğidir. ‘Güvenme dostuna, saman doldurur postuna’, ‘Babana bile güvenme’, ‘İnsanoğlu çiğ süt emmiştir’, ‘Akan suya inanma, eloğluna güvenme’ gibi birçok atasözünün yer aldığı Türk kültüründe yetişen bireylerin güven duymakta güçlük çektiğini ortaya koyan araştırmaların sonuçları, hiç de şaşırtıcı değildir. Güven Endeksi’nde Norveç’in puanı 65 iken Türkiye’ninki 6’dır. 

Takım çalışmasında verimliliği engelleyen şeyler neler?

– adaletli olmayan iş dağılımı

– yanlış ekip seçimi

– ulaşılması zor hedefler

– takım arkadaşları arasında uyumsuzluk

– koordinasyonsuzluk

– kıskançlık

– bilgiyi, başarıyı paylaşmama

– sorumluluğa ve başarısızlığa ortak olmama

– ben bilirimcilik

 

Kaynak: Burcu ÖZÇELİK SÖZER, HürriyetİK, 12 Ocak 2014, http://isyasami.yenibiris.com/Default.aspx?pageID=238&srch=takım çalışması&nID=72568&AuthorID=45

 

 

ileSelim YAZICI

Kaptanlar ve İş Hayatı

Kaptanlar ve iş hayatı 
Sezgin SEZER

Yöneticilik, liderlik, vizyon, hedef, zorlu koşullar, mücadele, ekip çalışması, rol paylaşımı, karar verme, sonuç odaklılık, ileri görüşlülük, stres toleransı, motivasyon gibi aklınıza gelebilecek onlarca konuyla ilgili bir yazı yazmam gerekse mutlak surette gemi ve kaptan kavramlarını kullanırım.

 

Aklınıza gelebilecek her türlü kavramı içinde barındıran bu iki sihirli sözcük kocaman bir kitabın anlatabileceğinden daha fazla şey anlatır. Birçok özlü sözde de bu kavramlar kullanılır:

• Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.
• Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.
• Hırs bir teknenin yelkenlerini şişiren rüzgara benzer. Fazlası tekneyi batırır azı tekneyi olduğu yerde saydırır.
• Kaptanı usta olmayan gemiye her rüzgar kötüdür.
• Usta kaptanlar maharetlerini ve saygınlıklarını, atlatmış oldukları fırtınalarla elde etmişlerdir.
• Sakin bir denizde herkes kaptan kesilir.

Gemi dendiğinde aklıma önce ROTA kelimesi gelir. Çünkü bir gemi yola mutlaka varış noktası belli olmak üzere çıkar. Güzergah bellidir. En kısa ama en emniyetli yoldan gidilir. Hava durumu sürekli takip edilir, an gelir beklenmeyen fırtınalar çıkar. İşte bu esnada geminin gücünden çok kaptanın deneyimi devreye girer. Gerçi bu durum bütün taşıtlarda böyle değil midir? Uçak, otobüs, dolmuş…

Ve biz bu araçları kullananlara ne deriz? KAPTAN!

Birkaç ay önce KAPTAN olmak üzerine süper bir yazı yazmıştım. Kaptanın yüreğinden, etik değerlerinden, vizyonundan, iç temizliğinden bahsetmiştim. İlaveten yazımda KAPTAN olamamaktan da izler vardı. Hâlâ yazımın tadı damağımda iken Capital dergisinin Ağustos sayısında çok sevdiğim işadamımız Sn. Akın Öngör’ün Kaptan ve Kaptanlık üzerine yazdığı yazıyı keyifle okudum.

Yazıda temel olarak ehliyet, liderlik, güvenlik,sağlamlık ve risk yönetiminden bahsediyor, kaptanlık ehliyetine sahip biri olarak denizleri, denizciliği ve kaptanlığı özetliyordu.

Yine eğitimlerinden müthiş keyif aldığım sevgili Mehmet Kocabaş her yıl yaz aylarında Teknede Takım Çalışması başlığı altında çok özel, butik ve sınırlı sayıda bir eğitim yapıyor. “Neden Tekne?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Takım olmak ne demek, ancak teknede öğrenilir. Herkesin bir rolü vardır ve herkes üzerine düşeni mutlaka yapmalıdır yoksa ufacık yerde ciddi kaos olur. Hava durumunu ne kadar takip etseniz de her an havanın size sürpriz yapma olasılığı vardır. Temkinli olmalı, riski planlı almalı, hızlı karar vermeli ve atak olmalısınız.”

Kaptan kavramının bir diğer anlamlı kullanımı takım sporlarındadır. Kimler kaptan olarak seçilir ve kaptanın görevi nedir? 

Öncelikle kaptan gerek özel yaşantısı gerekse sporcu kimliğiyle örnek biri olmalıdır. Takım üzerinde hissedilir bir otorite sağlamalı ancak bu otoritenin temeli saygı, sevgi ve güven üzerine kurulmuş olmalıdır. En zor anlarda takımı hemen toparlamalı, motive etmeli, desteklemeli, sözleriyle güven aşılamalıdır.

Kaptan bütün takım arkadaşlarının olumlu ve olumsuz yanlarını, kimi nasıl motive edeceğini ve takım içinde uyumlu birlikteliğin nasıl kurulup devam ettirileceğini bilmelidir.

Çok açıktır ki birçoğumuzun havada yerden yüzlerce kilometre yüksekteyken yani güvene en çok ihtiyaç duyduğumuz anda yapılan “Kaptanınız konuşuyor…” sözcükleriyle başlayan anons KAPTAN kelimesine en yoğun vurguyu yapmaktadır.

Gemiyi en son kaptan terk eder cümlesi de son derece manidardır. Önce kadınlar ve çocuklar anonsu aslında zayıf olanı koruma ve kollama ve bu durumda olanlara öncelik vermenin göstergesidir. Filmlerde görmeye alışık olduğumuz bir sahnedir kaptanın mücadelesi… Gemiyle öylesine bütünleştir ki kaptan sanki ondan bir parça olmuştur. Aidiyet duygusu, sorumluluk duygusu, yönlendirme ve liderlik bu olsa gerek…

Şirketlerde de kaptanlık görevini üstlenmiş ve bunu açık yüreği, üretkenliği, vizyonu, ekip çalışmasına inancı, zor zamanlardaki irade gücü ile fevkalade yapan KAPTANLAR vardır.

KAPTAN demek aslında yönü belirlemek, her koşula rağmen çizilen rotada ilerlemeyi sağlamak, güvenle ekibi peşinden sürüklemek, kontrollü risk almak, açık olmak, vizyoner olmak, ileriyi görmek yani LİDER olmak demek. 

Bu inancı taşıyan bütün kaptanların YOLU AÇIK OLSUN…

Kaynak: Sezgin SEZER, HürriyetİK,  http://isyasami.yenibiris.com/Default.aspx?pageID=238&srch=yelken&nID=70123

ileSelim YAZICI

Bireysel çalışma mı takım çalışması mı?

Bireysel çalışma mı takım çalışması mı?
Hürriyet İK – Burcu ÖZÇELİK

Takımı ortak hedefe ulaştırmak, takım üyelerinin liderlik özelliklerini geliştirmek amacıyla takım koçluğu yapan ve bu konuda eğitimler veren Çağlar Çabuk “Hep sadece yöneticilere eğitim veriliyor, ekipteki diğer kişiler bundan şikayetçi oluyor. Takımın ortak hedeflere ulaşması için herkes eğitim almalı” diyor.

◊ Takım koçluğu ihtiyacı nasıl ortaya çıktı?

Yöneticilerle birebir çalışırkenşunu fark ettim; yöneticinin gelişim alanında diyelim ki ekip yönetimi, planlama, önceliklendirme gibi konular var, yönetici sadece kendisi eğitim alıyor ama döndüğünde bu bildiklerini yüzde 100 oranında ekibine yansıtamıyor. Çünkü takım bir yandan eksik kalıyor. Yine firmalarda eğitim çalışması yaparken mentorluk eğitimi verirken çokça duyduğum bir cümle de şu; “Yöneticilerimizin hepsi koçluk alıyor, bizimle kimse ilgilenmiyor.” Bu benim hep fark ettiğim, ihtiyacını hissettiğim birşeydi. Şöyle bir örnek verebilirim size, aile çocuğunu bir sorundan ötürü psikoloğa götürüyor ama anne baba psikologla hiç görüşmüyor, dolayısıyla çocuğun evle ilgili sorunları devam ediyor. Nasıl anne babayı psikolog çağırıyorsa, takımın da bu konuda desteklenmesi halinde takım da ortak hedeflere, ortak değerlere inanır hale geliyor.

◊ İyi bir takım nasıl oluşturulur?

Takımın hangi amaçla kurulduğu çok önemli. Bir proje ekibi hayal edelim. Proje ekibi bir dönem birlikte çalışacak ve her biri farklı uzmanlıktan geliyor, yatay bir hiyerarşik model var. Takımı oluştururken herkesin yapabileceği en yüksek katmadeğerin ne olacağı hesaplanıp konulmalı. Süreci çok inceleyen biri de o takıma farklı bir değer katacak, hedefler koyan ve sürekli zamanı kontrol eden ayrıntılı planlamalar yapan biri de farklı değer katacak, dengeleri sağlayacak.

◊ Ekiplerin başarısız olmasında en büyük etkenler neler?

Bir kere en genel sorun insanların takımı kurarken hale etkisine kapılması. Onun bir özelliğinden mesela bitirdiği okuldan, eğitiminden etkilenmesi, yeteneğinden ve kapasitesinden ziyade onun kimliğini oluşturan başka şeylerden etkilenmesi durumu. Bu şekilde kurulan bir takım sinerjisi ortaya çıkmayan, birbirine ihtiyaç duymayan, empati kurmayan, iletişim becerisi gelişmeyen bir takım oluyor. En büyük hatalardan biri birbirine benzeyen yapıları biraya getirmek.

◊ Takımı bitiren şeyler neler?

Birbirinin arkasından konuşma, dedikodu yapma takımı bitiren şeyler. Takımdaki kara delikler bireyselliğin öne çıkması, aslında görüşü kabul etmediği halde sahte bir şekilde görüşe onay verme, yönetimin takımı desteklememesi ve takımdaki devir hızı.

◊ Hep iyi bir takım olmaktan, takım ruhundan bahsediliyor, bireysel olmak da zaman zaman iyi değil midir? Kişi bireysel çalıştığında daha iyi sonuçlar çıkarıyorsa?

Bir dönem, kişi bireysel çalışmada başarılıysa, bırakın bireysel çalışmada kalsın denirdi. Bireysel becerilerini tek başına kullanabiliyorsa kullanmalı. O kişiye çalışma alanı yaratırken kişinin bu özelliğini dikkate almak gerekiyor. Bazı kişiler bireysel çalışmaya yatkındır ve takımda enerjisi azalır. Mesela raporlama yapan bir kişinin odaklanma becerisine sahip olması lazım, şimdi böyle bir kişiyi takımın üyesi diye gürültülü bir ortamda çalıştıramayız. Koşulların da takım üyesinin performansına göre düzenlenmesi gerekir.

◊ Takımda çalışanla çalışmayan da ayrışamayabilir, başarılı takım üyelerinin arkasına saklanan tembel çalışanlar için neler yapılabilir?

Kişilerin takım içinde bireysel olarak üretebilecekleri performansın daha azını ortaya koyduklarına dair bir teori var. Doğruluk payı olabilir, insan faktörü bu, çalışan birisinin arkasına saklanıp onun dalgasından faydalanılabilir. O zaman iş dağılımı doğru yapılmalı, daha azimli ve çalışkan diye kişilere daha fazla iş verilmemeli. Tam tersi bir teori var; uçan kazlar modeli. Kazların uçuşu V şeklinde, orada tam bir sinerji var, birlikte çalışma kültürünün takıma kattığı bir sinerji. Kazın yarattığı hava akımı ile diğer kazlar hedefe çok daha kısa sürede varıyor. İyi planlanmış, görevlerin çok netleştirildiği bir takımda çok iyi bir kontrol mekanizmasının olduğu takımda sinerji ile çok daha hızlı hareket etmek mümkün.

◊ Takımın iyi çalışması için liderin dikkat edebileceği şeyler neler?

Bir kere barış kültürünün olması lazım. Ben mobbing konusunda da çalışıyorum, departman içindeki çatışmalar liderin yetersizliğinden, bakış açısından, adam sendeciliğinden de olabiliyor. O nedenle takım liderinin yetersizliği çatışmaların çıkmasına çok sebep veriyor.

 

Kaynak: Burcu ÖZÇELİK, HürriyetİK, http://isyasami.yenibiris.com/Default.aspx?pageID=238&srch=takım%20çalışması&nID=72025  

ileSelim YAZICI

Girişimcilik eğitiminde 5 kişi kendi işini kurdu

Founder Institute, teknoloji girişimcisi olmak isteyenlerin tam zamanlı işleri olsa bile katılabilecekleri bir eğitim programı. 2009 yılında başlayan program dünyada 35 şehirde 1.000’e yakın mezun verdi. İstanbul’da 2012 sonunda başlayan program Mayıs 2013’te sonuçlandı ve 2. dönem için başvurular açıldı. 20 Ekim’e kadar başvuranlar 50 dolarlık başvuru ücretini ödemeyecek. Final başvurular da 10 Kasım’a kadar kabul ediliyor. 

İlk dönemde 350 kişinin başvurduğunu belirten Founder Institute Türkiye Direktörü Kutlu Kazancı 34’ünün programa kabul edildiğini söylüyor. Programdan 5 girişimci firmalarını kurmuş bile.  Kurulan firmalar: Ecotrend, ekolojik yaşama yönelik bilgi, ürün ve hizmet bulunabilecek bir portal. 

Gezgorkesfet.com çocuklu ailelere özel seyahat portalı.

Randomrunway.com kendi sokak modanızı paylaşabileceğiniz bir sosyal ağ. 

Enerjinisec.com enerji faturalarını düşürmeye sağlayacak bir hizmet sunuyor. 

Beşinci mezun yeni bir içecek üzerinde çalışıyor ve hazır olduğunda duyurulacak.

Mezunların hepsinin önümüzdeki 6-9 ayda ürünlerini tamamlayıp satışlara başlamayı planlıyor.

34 kişi programa katıldı peki diğerlerine ne oldu? Herkesin mezun olamadığını belirten Kazancı, bir bölümünün programı bıraktığını, bir bölümünün fikrinden vazgeçtiğini, bir kısmının da fikirleri, sunumları veya performansları yetersiz olduğu için programdan çıkarıldığını söylüyor. İlk hafta programın yoğun olduğunu görüp ayrılanların paraları da iade edilmiş.

Programın ilk yarısına kadar bırakanlar bir sonraki programa tekrar başvuru hakkına sahip oluyor.

İş ve aileyle yürüyor

Founder Institute’a başvuran kişilerin analizini yapılmış ve başvuranların tipik profilleri ortaya çıkmış. Bu sonuca göre başvuranların yaş ortalaması 34, çoğu evli ve yakında bir çocuk sahibi olmak istiyor. Çoğu iyi bir maaş kazandığı tam zamanlı bir firmada çalışıyor, ancak paranın ötesinde bir tatmin de arıyor. Birkaç girişim fikirleri var, daha önce bir fikri hayata geçirmekle ilgili çabaları olmuş ancak yeterince odaklanamadıklarından ilerleyememişler.  

Programın haftada 15-20 saatlik bir iş yüküyle tam zamanlı bir iş ve bir aileyle devam ettirilebilecek şekilde tasarlandığını belirten Kazancı, tam zamanlı işle, eşle ve hatta çocukla girişimci olmanın mümkün olduğunu söylüyor.

Founder Institute’a küresel başvuranların dörtte birinin kadın olduğunu belirten Kazancı, Türkiye’de ilk sömestırda başvuranları yüzde 17’sinin kadın olduğunu söylüyor. Ancak 5 mezundan 2’si kadın girişimci.

İkinci dönemde program 15 haftadan 14 haftaya indirildi ve daha fazla pratik çalışma, müşterileri tanıma ve anlama egzersizleri eklendi. Programda haftada bir toplanılıyor ve o haftanın konusu mentorların eşliğinde işleniyor. İşlenen konularla ilgili projeyi ilerletmek için görevler oluyor. Her toplantıda fikirler ve gelinen aşama anlatılıyor. Girişimciler mentorları ve koordinatörleri, mentorlar da girişimcileri değerlendiriyor. Programla ilgili daha fazla bilgi için: http://fi.co adresinden  Başvuru için: http://fi.co/apply/istanbul/hürriyet

KAYNAK: Zeynep MENGİ, Hürriyet İK, 6 Ekim 2013 http://isyasami.yenibiris.com/Default.aspx?pageID=238&NewsID&nID=72184&AuthorID=95 

ileSelim YAZICI

Turquality Cumhuriyeti

Turquality Cumhuriyeti

Sadi ÖZDEMİR
15.09.2013
103 Türk markasına 539.5 milyon liralık destek.     

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, 2006’dan bugüne kadar Turquality programları kapsamındaki markalara 539.5 milyon liralık destek sağlandığını, destek miktarının markaların taleplerine göre sorunsuz şekilde arttığını söyledi. 

TÜRKİYE, cumhuriyetin 100’üncü yılında 10 küresel marka çıkarma hedefi koydu. Bu hedefe en büyük katkıyı ise Turquality Programı kapsamında markalara verilen destekler sağlıyor. Bu kapsamda 2006 yılından beri 91 firmanın 103 markasına toplam 539.5 milyon liralık destek sağlandığını söyleyen Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, “Program kapsamındaki destekler Türkiye’nin kilo başına ihracat değerini de yükseltiyor. 2012 yılında Türkiye’nin kilogram başına ortalama ihracat birim fiyatı 1.58 dolar. Turquality Programındaki firmaların kilo başına ihracat birim fiyatı ise 2.34 dolar” diyor. Bakan Çağlayan sorularımızı şöyle yanıtladı:

TÜRK MALI İMAJINA DESTEK

– Bu program kapsamındaki desteklerin klasik desteklerden farkı nedir?
–  Markalaşma potansiyeli olan firmalarımızın, uluslararası pazarlarda kendi markalarıyla global bir oyuncu olabilmeleri, olumlu Türk malı imajının oluşturulması amacıyla destek veriyoruz. Salt ihracatı artırmak yerine firmaların markalaşma hedeflerine katkıda bulunmak yer alıyor. Gururla görülüyor ki; bu program kapsamındaki markalar, desteğin verdiği itici güçle yurtdışında büyük ataklar yapıyor, marka bilinirliklerini artırıyor.

BÜTÇE ARTIYOR

– Bugüne kadar kaç firma ya da marka destek kapsamına alındı?
–  Önceden dar kapsamlıydı 2006 yılında tüm sektörlere açıldı, 2011’de ise destek kapsamı genişletildi.Desteklenen marka sayısı 103’e ulaştı. Bugüne kadar 91 firmanın 103 markası desteklenirken, bu programa hazırlık süreci olarak değerlendirilen ‘Marka Programı’ kapsamında da 44 firmanın 47 markası destekleniyor. Firmaların destek taleplerinin artışı doğrultusunda bütçe de artırılıyor. Şirketlerimizin mevzuata uygun tüm harcamaları bütçe sıkıntısı yaşanmadan desteklendi. Markalarımız için 2006’dan, 2013 Eylül ayına kadar 539.54 milyon TL ödeme yapıldı.

198 ÜLKEYE İHRACAT YAPIYORLAR

– Destek alan firmalar en çok hangi ülkelere ihracat yapıyor?
– Destek kapsamındaki firmalar, 198 ülkeye ihracat yapıyor. En fazla ihracat yapılan ilk 10 ülke ise İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Rusya Federasyonu, Türkmenistan, Irak, Azerbaycan ve İran. 

Destekle gelen başarıdan örnekler

İstikbal/Bellona: 23 yeni pazara açıldı. İhracatı yüzde 49 arttı. 46 ülkede 299 mağazaya ulaşıldı
Hamam: 45 olan satış noktasını 2012 itibariyle 200’e çıkardı. Harrods, Printemps, Le Bon Marche gibi birçok noktada ilk ve tek Türk markası olarak yer alma başarısını gösterdi.
Doğtaş: Yüzde 71’lik ciro artışı yakaladı. Yenilenen 55 konsept mağaza ve 2012 yılında yurtdışında açılan 15 mağaza ile önemli bir atak yaptı.
Şölen: Yüzde 83’lük ciro artışına ve kilogram başı 3.61 dolarlık ihracat ortalamasına ulaştı.
Colin’s: Rusya ve Ukrayna pazarında büyük başarılara imza attı. Faaliyet gösterdiği ülke sayısını 22’den 37 ülkeye çıkardı. Yurtdışı mağaza sayısı 348’e ulaştı. İhracatı hızla yükseldi.
Pınar: Körfez Bölgesinde Pınar markalı süt ürünleri satışları yüzde 84 arttı ve 37.5 milyon dolar seviyesine geldi. Pınar Et satışları 8 kat artarak 1.2 milyon dolara ulaştı.
Vesbo: İhracat atağı başlatan Vesbo, Uzakdoğu’’ya ihracatı 2.1 milyon dolardan, 6 milyon dolara çıkardı.
Solo/Selpak: Selpak ve Solo markalı ürünlerin üretim tesisinin bulunduğu Kazakistan’daki satışlar, 2007 yılına oranla ciro bazında yaklaşık 10 kat arttı. Kazakistan pazarında Selpak markası havlu kategorisinde yüzde 40 ileevlerde en çok görünen marka konumuna ulaşmtı. Azerbaycan ve Gürcistan’da havlu kategorisinde Selpak markası lider konuma yükseldi.
Desa: İhracatını 23.5 milyon dolardan 50 milyona dolara çıkaran ve İngiltere, Çin, Rusya ve Suudi Arabistan pazarlarına açılan Desa, Turqualitiy desteği ile İngiltere’de kendi mağazalarını açtı
Molfix ve Bingo: Molfix, Cezayir’de pazar lideri oldu. İran’da üretime başladı ve İran’da en çok bilinen 5 markadan biri oldu. Bingo da 5 kıtada 101 ülkeye ihracat yapıyor. Irak ve Cezayir’de pazar lideri.

Çağlayan ABD’ye gidiyor

EKONOMİ Bakanı Zafer Çağlayan, 16-17 Eylül’de ABD’ye resmi ziyaret yapıyor. Ziyarette, Ortadoğu’daki gelişmelerin ekonomik yansımaları, ABD’nin ekonomi uygulamaları, ABD-AB STA süreci, ABD-Türkiye Yüksek Düzeyli Çalışma Komitesi masaya yatırılacak. Ayrıca, Türkiye ile ABD arasında Türkiye aleyhine devam eden yüksek dış ticaret açığının azaltılması için bazı öneriler de ele alınacak.

Kilo başına ihracat değeri yükseliyor

– Program ne kadar etkili oldu? 
– Türkiye’nin ihracatının yüzde 7.6’sını bu program kapsamındaki firmalar yapıyor. Bu firmaların 2012 yılı ihracat toplamı 11.5 milyar dolar. 2011’de Türkiye’nin kilogram başına ihracattan elde ettiği gelir 1.47 dolarken bu program kapsamındaki firmaların ortalaması 2.14 dolara yükselmiş. 2012’de ise Türkiye, kilogram başı 1.58 dolarlık ihracat yaparken programdaki firmalar 2.34 dolardan ihracat yapar hale geldi. Program kapsamındaki firmalarımızın sadece markalı ihracatlarına baktığımızda ise 2011’de 3.21 dolardan, 2012’de ise 3.28 dolardan ihracat yaptıklarını görmekteyiz. Program kapsamında bulunan markaların, desteğin verdiği itici güçle yurtdışında büyük ataklar yaptıkları görülüyor.  Almanya, Rusya, İngiltere, ABD, Türk Cumhuriyetleri, Kuzey Afrika, Uzak Doğu ve Orta Doğu’da ihracatlarında yüzde 100’ün üzerinde artış gösteren firmalarımız mevcut.

 KAYNAK: Hürriyet, 15.09.2013, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=24713186