Kategori arşivi Uluslararası İşletmecilik

ileSelim YAZICI

Çinli Girişimcinin Rakibi: Çin Devleti

Çinli Girişimcinin Rakibi: Çin Devleti

02.01.2012

Cathay Industrial BIotech, Çin’in kendisini inovasyonda dünya liderine dönüştürmesi için umut bağladığı türden bir girişimcilik atılımıydı. Şanghay merkezli özel şirket Cathay, endüstriyel fıçılarda hidrokarbon mayalamak ve bunu kayganlaştırıcılar, diyabet ilaçları ve 21’inci yüzyılın diğer harikalarında kullanılan ileri naylon bileşenlerine dönüştürmek için bir yöntem geliştirdi. Cathay’in aldığı patentler, dünyanın önde gelen naylon üreticisi duPont’un onun en büyük müşterilerinden birisi haline gelmesini sağladı. ayrıca Goldman sachs ile diğer finansörlerin son yıllarda Cathay’e 120 milyon dolar para yatırması, Çinli ve yabancı yatırımcıların şirketin hisse senedi halka arzını hevesle beklemelerine neden oldu. yatırımcılar hâlâ bekliyor. Cathay’e göre şirketin ticari sırlarını çalan bir fabrika müdürü, rakip bir şirket kurdu ve şüphe uyandırıcı ölçüde benzer bir bileşen satmaya başladı. Cathay şimdi halka açılmak yerine ayakta kalmak için mücadele ediyor. Bu taklitçilik dostu ülkede, çalışanlar hemen her gün imalat tasarımlarını çalıp kaçıyor. ama Cathay’e göre bu taklitçilik vakasında özel bir durum vardı: yeni rakiphilead Biotech, Çin devletince destekleniyor. Mahkeme belgeleri, hilead’ın devlet kontrolündeki Çin Bilimler akademisi’nin yardımıyla kurulduğunu gösteriyor. Proje ulusal ve yerel hükümet hedeflerine uygun olduğundan, hilead merkezi hükümete ait Çin Kalkınma Bankası’ndan 300 milyon dolarlık kredi aldı. Kredi, şirketin ülkedeki en üst düzey yöneticilerden birisi olan Şantung eyaleti parti sekreterinin onayını almasından sonra verildi. Cathay’in 54 yaşındaki kurucusu ve Ceo’su liu Xiucai, “harika bir ürün çıkardık ve onlar bunu çaldı” diyor. Cathay açtığı davada hilead’ı, patent ihlali ve ticari sır hırsızlığıyla suçladı. Karşı dava açan hilead, Cathay’in Çin akademisi’nden patentler çaldığını iddia etti. hilead’ın tarafını tutan hükümet, Cathay’in en önemli patentlerinden birisini elinden aldı. davanın ayrıntıları tartışmalı olsa da genel hatları, bazı ekonomistlerin ve akademisyenlerin rahatsız edici bulduğu bir kalıba uyuyor. Çin’deki ekonomik mucizenin ana motorunu özel şirketlerin oluşturduğu on yılı aşkın bir sürenin ardından Çin devleti, yaratılan zenginliğin daha fazlasını kontrol etmek istiyor. hatta bu uğurda özel şirketlerin haklarını bile çiğniyor. Önde gelen bazı Çinli ekonomistler, özel şirketlere karşı devlet şirketlerini kayırma yaklaşımının muhtemel yıpratıcı etkilerinin, en sonunda inovasyonu engelleyeceği konusunda uyarıda bulunuyor. hong Kong Üniversitesi’nden ekonomi Profesörü Xu Chenggang, “Çin bu soruna eğilmez ve özel sektörü güçlendirmezse, ülkedeki büyüme sürdürülebilir olmaz” diyor. hilead şirketi yöneticileri, bu yazı için görüş bildirmeyi reddetti. Çin Bilimler akademisi’nin sözcüsü ise yalnızca, Cathay’e karşı açılan davanın amacının, kurumun “haklarını ve çıkarlarını” korumak olduğunu söylemekle yetindi. Belli olan tek şey, Hilead’ın hükümetten aldığı tam destekle fiyat kırabildiği. Cathay’in aynı şekilde hareket etmekten başka çaresi yoktu. Ancak bu hamle, şirketin kârının geçen yıl yaklaşık 10 milyon dolar azalmasına neden oldu. Çin hükümetinin ekonomide daha büyük bir rol oynamaya çalışmasının bir dizi nedeni var. Bunlar arasında, zenginleşen girişimcilerin Komünist Par t isi’ne meydan okumaya başlayabileceği korkuları da var. Ayrıca liderler arasında, devletin büyümeyi ve servetin yeniden dağıtılmasını daha iyi sağlayacağı konusunda yerleşmiş bir inanış da mevcut. Cathay’in CEO’su Liu, eskiden Çin’deki düzenle gayet güzel anlaşıyordu. Liu 1989 yılında Milwaukee’deki Wisconsin Üniversitesi’nde kimya dalında doktorasını yaptıktan sonra, Çin’e geri döndü. İçlerinde Çin Bilimler Akademisi’nin de bulunduğu çeşitli devlet kurumlarıyla çalıştı. Liu’nun başarı larından birisi, ülkedeki yeni gelişen C vitamini sektörünü desteklemesi için hükümete yardım etmesiydi. Bu çaba öyle etkili oldu ki, günümüzde dünyadaki endüstriyel C vitamini üretiminin yaklaşık yüzde 80’i Çin’de gerçekleştiriliyor. Liu Cathay’i 1997’de, yerli biyoteknoloji şirketi yaratma vaadiyle kurdu. Şirket hükümetten büyük miktarda vergi muafiyeti ve başka teşvikler kazandı. Cathay’in ilk başarısı, mikroplardan yararlanarak bir tür parafini diasite (naylonun kimyasal yapıtaşlarından birisi) dönüştüren bir imalat yöntemi geliştirmesiydi. Şirket böylece, DuPont’a mal satmaya başladı. Cathay kendi ifadesine göre 2003 itibarıyla, dünyada biyo-fermantasyon yöntemini kul lanarak polimer kalitesinde, büyük miktarlarda diasit üreten tek şirket oldu. Şirket dışı çevreler de bu iddiayı destekliyor. Cathay günümüzde yılda 13 bin ton, yani sektörün dünyadaki üretiminin yarısı kadar diasit üretiyor. Liu bu süreçte bazı kişileri kendisine düşman etmiş olabileceğini kabul ediyor. Liu kamuoyuna yönelik açıklamalarında, devlet kontrolündeki sektörlerde yolsuzluk ve bilimsel dolandırıcılık yapıldığı ve hükümetin özel şirketlerin işine karıştığı yönünde suçlamalarda bulunmuştu. Hukuk uzmanlarına göre Liu’nun politik hassasiyetleri gözetmeyen şikâyetleri dışındaki en büyük hatası, kendi teknolojisini dikkatli şekilde korumayı başaramaması olabilir. Liu fabrika müdürlerinin ticari sırları çalıp ayrılmasının ne kadar yaygın olduğunu bilmesine rağmen, birkaç yıl önce önemli çalışanlardan oluşan bir ekibin işten ayrılmasına izin verdi ve adeta bu kaçışı görmezden geldi. Cathay açtığı davada, imalat tasarımlarının 2008’de çalındığını iddia ediyor. Bu, şirketin Diasit Üretim Tesisi Genel Müdür Yardımcısı Wang Zhizhou’nun istifa kararı sonrasına denk geliyor. Cathay’in avukatlarına göre Wang altı çalışanla beraber işten ayrıldı ve Çin Bilimler Akademisi’nden emekli bilim adamı Chen Yuantong ile birlikte Hilead’ı kurdu. Halen Hilead’ın başmühendisi olan Chen, bir röportajında, Wang’ın Cathay’den ayrılmasıyla ticari sırların çalınması arasında ilişki olduğunu reddetti. Bilimler Akademisi desteğiyle, Çin Kalkınma Bankası 2009’da Hilead’a 300 milyon dolarlık kredi vermeyi kabul etti. Hilead 2010’da devasa bir biyoteknoloji tesisi açtı ve özel naylonlarda kullanılan kendi diasitini satmaya başladı. Aralarında DuPont’un da olduğu, büyük miktarda naylon bileşeni alan müşterilere ürünlerini sunmaya başlayan şirket, pazarın lideri Cathay ile rekabet etmek için fiyat kırma sözü verdi. Hilead kısa sürede dünya piyasasının yüzde 10’unu ele geçirdi. Kendi diasit fabrikasının bulunduğu Jining şehrindeki hükümet yöneticileriyle olan ilişkilerinden yararlanan Liu, yerel mahkemeleri polise soruşturma yetkisi vermeye ikna etti. Eylül’de bir mahkeme, görevlileri Hilead’ın fabrikasının olduğu 400 kilometre kuzeydeki Laiyang’a gönderdi. Ama fabrika kapısına gelen mahkeme görevli lerine, Hi lead’ın Pekin hükümetince ulusal güvenlik için önemli olarak sınıflandırıldığı söylendi. Korkan görevliler Jining’e geri döndü. Liu, “Şahsen bu hayalden vazgeçmeyeceğim. Bildiğiniz gibi Çinliyim ve bence Çin hükümeti benden katkıda bulunmamı istemeli. Bizler öncüyüz. Çin hükümeti bunu yapmama izin vermezse, başka bir yer bulurum” diyor.

Kaynak: Sabah, New York Times, http://www.sabah.com.tr/NewYorkTimes/2012/01/02/cinli-girisimcinin-rakibi-c
in-devleti

ileSelim YAZICI

Geleceğin mesleği: Fidye pazarlıkçısı

“Alo? Kocanız elimizde. 3 milyon pezo (360.000 TL) ödemezseniz öldüreceğiz!”42 yaşındaki Marta, telefondaki korkunç sesi unutamıyor. Kocası Ricardo, Mexico City’nin iş merkezi Polanco’daki bürosundan çıkarken kaçırılmış.

Marta, çareyi Max Morales’in (fotoğrafta sağda) kapısını çalmakta bulmuş. Morales, Meksika’nın en iyi ‘fidye pazarlıkçısı’ olarak tanınıyor. Fidye ya da rehine pazarlıkçısı da ne, diyeceksiniz. Birçok ülkede ‘geleceğin mesleği’ olarak görülüyor, nasıl bilmezsiniz?

Günde en az 18 adam kaçırma
Meksika, dünya adam kaçırma liginde (kimilerine göre ‘pazarında’) tartışmasız lider. Bu Orta Amerika ülkesinde her gün ortalama 18 kişi fidye amaçlı kaçırılıyor. Fidyecilerin çok faal olduğu diğer ülkeler ise, (Meksika Ticaret Odası’nın araştırmasına göre) sırasıya Irak, Çeçenistan ve Kolombiya.
Fidyecilerle pazarlık konusunda uzman olan avukat Morales (günde 18 rehine sayısı için) “Bir çok kaçırma olayı basına yansımıyor, polis örtbas ediyor, çünkü Meksika polisinin içinde fidyecilerle işbirliği yapanlar var” diyor.

Böyle bir ‘pazar’ olunca, haliyle pazarlıkçılık da bir ‘meslek’ haline gelmiş. Meksika’da – Kroll yahut Lloyd gibi uluslararası güvenlik şirketlerinin yanı sıra – 5 büyük pazarlıkçının adı geçiyor.
Önce aile fertlerini ve rehinenin yakınlarını sorgulayan Morales, Ricardo için “Aileden biri fidyecilerle işbirliği yapmış olabilir” diye şüpheleniyor. “Sahte kaçırma da olabilir. Ailenin bir ferdi kaçırılmış gibi yapılır, fidye ödenmiş gibi yapılır… Bunun adına autosecuestro diyoruz.” Hayır, Ricardo gerçekten kaçırılmış. Morales fidyecilerle bizzat konuşmayacak. Görüşmeleri rehinenin karısı yürütecek, Morales ona danışmanlık yapacak. “Ben olmazsam, paniğe kapılıp pazarlıksız istenen parayı verebilir” diyor uzman avukat.

Mesleğin riskleri de var
İkinci bir telefon geliyor. Marta “Kocamın sesini duymak istiyorum” diyor ama fidyeciler, yerimizi belirlerler korkusuyla, telefonu kapatıyor. “İşi uzatmak, zaman kazanmak lazım. Parayı bulamadık, parayı verebilecek olan zengin akraba yurtdışında ulaşamadık… Maksat, güç dengesini lehimize çevirmek, fidyecilerin beklentilerini azaltmak. İlk istedikleri rakamın yüzde 5’i ila yüzde 20’si arası bir rakamda anlaşabiliriz.”

Pazarlık sona eriyor, Marta içinde küçük banknotlar halinde 200 bin pezo (24 bin TL) olan çöp torbasını şehir merkezindeki bir bakkalın çöpüne bırakıyor. İki saat sonra, 5 gündür rehin olan kocası sağ salim eve dönüyor. Sıra Morales’e ‘teşekkür etmeye’ geliyor. “Ücretimi müşterilerim bilirler” demekle yetiniyor avukat. Genellikle ‘pazarlıkçılar’ yapılan indirim (yani fidyeden yapılan tasarruf) üzerinden bir yüzde, artı saat başına 150 dolar (220 TL) ücret alıyorlar. Bazı ‘müşterilerin’ haftalarca hatta aylarca rehin kaldığını ve ‘iyi rehinelerin’ milyonlarca pezo ettiğini düşünürseniz, iyi pazarlıkçıların çok tatlı para kazandığı söylenebilir.

Ama bu işin de kendine göre riskleri var tabii ki. Mesela, Teksas merkezli güvenlik şirketi ASI Global’in pazarlıkçısı Felix Batista, 10 Aralık 2008’de kaçırıldı. Ve 2 senedir ne arayan var, ne fidye isteyen… (L’Expansion’dan Frédéric Saliba’nın haberinden.)

 

Kaynak: Hürriyet İK, 29.11.2010, http://www.yenibiris.com/HurriyetIK/Oku.aspx?ArticleID=8810

 

ileSelim YAZICI

Tehlikeli coğrafyalarda çalışanların izlenimleri

Küreselleşmenin bir sonucu olarak işadamları, yöneticiler artık dünyanın dört bir yanında görev alıyorlar. Daha iyi ücretler, terfi imkanları ve rekabetçi yapıları, gelişmekte olan ülkeleri cazip kılıyor. Son dönemde Brezilya, Meksika,Çin, Hindistan, Endonezya’da artan yatırımlar profesyonelleri kendine çekiyor. Yine artan yatırımlara bağlı olarak Rusya ve Kafkas ülkeleri, Irak, Cezayir, Lübnan gibi ülkelerde ve Afrika’da çalışan yabancı yöneticilerin sayısı da her geçen gün artıyor.

 

Kimi zaman mafya, kimi zaman terör olayları, kimi zaman da adam kaçırma, kapkaç, hırsızlık bu bölgede görev alanları ve onların ailelerini tehdit ediyor.

 

Çokuluslu şirketler bu ülkelere gidecek olanlara ve ailelerine, orada yaşam, kültür, iş yapış şekilleri hakkında çok sıkı bir eğitim veriyorlar. Özellikle güvenlik konusunun üzerinde duruyorlar.

Bazı ülkelerde iş adamları ‘altın kafeste’ yaşıyorlar sanki. Güvenlik korkusuyla yaşadıkları evler yüksek duvarlar, tel örgüler ile örgülü. Arabaların camları siyah filmle kaplı. Gece dışarıya çıkmıyorlar ve gündüzleri de münkün olduğunca dikkat çekmemeye çalışıyorlar.

23.03.2010 tarihli Le Monde’da yayımlanan, bir araştırmaya dayanan haberde, üretimlerini başka ülkelerde yapan şirketlere en tehlikeli ülkeler sorulmuş. Buna göre

Yüzde 25 Rusya

Yüzde 17.6 Çin
Yüzde 11.8 Nijerya
Yüzde 11.8 Cezayir
Yüzde 11.8 Güney Afrika
Yüzde 8’i de İtalyan mafyası cevabını vermiş.
Yine aynı araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 93’ü ülke polisine başvururken yüzde 96’sı özel güvenlik hizmetleri de aldıklarını söylüyorlar. Bazı çok uç durumlarda ise paralı askerlere bile başvuruluyor. Kimi tehlikeli ülkelerde görev alan yöneticileri bulup, onlara izlenimlerini ve tavsiyeleri sorduk.
RUSYA, ORTA ASYA VE KAFKASYA
Danone Kafkaslar ve Orta Asya Genel Müdürü Tuncay Tekdemir, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’dan sorumlu. Daha önce Rusya ve Belarusya’dan da sorumlu olan Tekdemir, 8 yıldır Rusya’da görev yapıyor. Türkiye’de bulunduğu dönemde Rusya denilince Tekdemir’in aklına gelen ilk şeyler demirperde ülkesi, polis devleti, rüşvet ve mafya oluyormuş, ama işi kabul etmeden önce yaptığı ziyaretlerde bu görüşlerinin çoğu değişmiş.
Tekdemir’in gözlemleri şöyle:
-Güvenlik açısından son 10 yılda oldukça iyileşmiş durumda. Genellikle sokaklarda adi suça (kapkaç vb), kavga eden insanlara rastlanmaz. Diğer taraftan organize suçlar muhtemelen daha ağırlıklıdır, ama bunun iş hayatının çok daha farklı, büyük hacimli ve kompleks yerlerinde görüldüğünü duyuyoruz.
-Güvenlik için alınan tedbirler genellikle korumalı bir sitede yaşamak, şoförünüzün aynı zamanda gerektiğinde güvenliğinizi sağlayabilecek vasıflarda seçilmesi ve şirketlerin özel güvenlik servislerinden üst düzey yöneticileri ve aileleri için servis alması. Bunun dışında araçlara ve kişilere önlem olarak GPS cihazları yerleştirilmesi de yaygın bir uygulama.
-Birkaç kez şirket araçları, içlerindeki ürünler ile çalınmıştı. Araçlar çoğu zaman boş olarak polis tarafından bulunuyor. Birkaç gün sonra da satış elemanı aşırı alkol almış şekilde ve paranın tamamı harcanmış durumda…
-Bunun dışında ilk senemizde eşimin çantası aracından çalındı, içindeki pasaport, kredi kartları, dokümanları ve cep telefonu ile. Şirketi arayıp ne yapmam gerektiğini sorduğumda polise rapor etmemizi ve muhtemelen 1-2 gün içerisinde birisinin arayıp bize dokümanları getireceğini söyledi. Gerçekten de bir gün sonra yaşlı bir kadın arayıp dokümanları bulduğunu söyledi. Buluşma yeri kararlaştırıp gittim, dokümanlar geldi geri kalan her şey yoktu tabii ki çanta da.. Rusya’da pasaport ve doküman çıkartmak çok zor, hırsızlar bile bu durumun farkında..
-İnsanlar kuzeyde her ne kadar gülümsemese veya birbirine ilk bakışta şüpheci yanaşsa da özünde son derece yardımsever ve özverililer. Sadece biraz konuşmak ve votka ile dostluğu sağlamlaştırmak gerekli olabilir.
ENDONEZYA
Marsh Endonezya CEO’su Atınç Yılmaz, 1 yılı aşkın süredir ailesi ve 2 çocuğuyla Endonezya’da yaşıyor. Endon
ezya’ya gelmeden önce internetten bu ülkeyi araştıran Yılmaz, pek de iç açısı bir tabloyla karşılaşmamış: Deprem, sel, volkanik patlamalar, terörizm, kuş gribi haberleri vs. Hoşgeldin karşılaması da pek hoş olmamış. Yılmaz, ailesini Türkiye’den alıp Jakarta’ya getirmek üzere yola çıktığı günü şöyle anlatıyor: “Singapur’da uçak değiştirip, Jakarta uçağına binmemiz gerekiyordu. Singapur’a alçalmadan biraz önce uçağın bilgi ekranından haberleri merak edip açtım. Flaş haber olarak Jakarta’da The Ritz Carlton oteline bombalı saldırıda bulunulduğundan, ölü ve yaralıların olduğundan bahsediliyordu. Gözlerime inanamadım. Zira 2-3 saat sonra o otelde olacaktık. Eşime çekinerek olayı aktardığımda bana inanmadı. Kendisine, şaka yaptığımı zannetti. Jakarta’ya vardığımızda, bu otelin şehirde yer alan diğer Ritz Carlton olduğunu öğrendik.”
Yılmaz, Endonezya’ya girince beklentilerinden çok farklı bir ülkeyle karşılaşmış. Şehrin, binaların, alışveriş merkezlerinin, insanların, arabaların, ofislerin çok modern görünümlü ve temiz olduğunu söyleyen Yılmaz, güvenlik sorununun düşük gelirli banliyölerde olduğunu söylüyor: 
-Şehrin gelir seviyesi düşük kesimli banliyölerine yabancı olarak tek başınıza gitmeniz tavsiye edilmiyor.
-Endonezya’da 2000’li yıllardan beri özellikle aşırı İslami kesim kaynaklı terör olayları zaman zaman görülüyor. Bu konuda 2002’de Bali’de birçok yabancının hayatını kaybettiği bombalama olayı birçok kişinin unutmadığı bir olay. Bu konuda, özellikle otel, ofis, alışveriş merkezleri gibi yerlerde çok katı güvenlik önlemleri alınıyor.
-Yabancılara (ve özellikle Türkler’e) çok olumlu bakıyorlar. Jakarta’da 30 bin üzerinde yabancı çalışıyor ve 400’ün üzerinde de Türk var. Burası, tarih boyunca koloni olduğundan, yabancılarla yaşamaya alışıklar.
BREZİLYA
B’iota Brezilya Ülke Müdürü Onur Başdar, Brezilya’nın Latin Amerika Bölgesi’nde Venezuella ve Meksika’yla birlikte güvenlik sorununun en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.
-Geceleri tek başına sokağa çıkmak, özellikle de geceleri trafik ışıklarında duraklamak tehlikeli olabiliyor. Araçların yüzde 90’ının camlarının siyah filmle kaplı olması da, güneşi engellemekten ziyade güvenlik sağlamak için yapılan bir uygulama.
-Kapkaç olaylarının çok yaygın olduğu Brezilya’da ‘favela’ denilen gecekondu mahallelerine polisin bile giremediği söyleniyor. Rio de Janeiro bölgesinde ise küçük sokak gangsterleri turistlerin cebine göz göre göre elleriniatabiliyorlar. Ülke genelinde ün salmış bir başka suç şekli ise fidye için adam kaçırmak.
-Ülkede yaşayanlar güvenliklerini sağlamak için ciddi tedbirler alıyorlar. Hemen hemen her yüksek bina elektrikli çitler, kameralar, 24 saat güvenlik ile donatılmış durumda. Daha yüksek güvenlik için şehrin merkezinde çok yüksek fiyatlardaki konutlarda oturmak neredeyse bir zorunluluk.
-Brezilya sokaklarında iş ya da kişisel amaçlarla dolaşırken fotoğraf makinesini ve haritayı göstermemek, ayrıca gösterişsiz giyinmek de güvenlik açısından önerilen yöntemler.
-Havalimanından kente yolcu taşıyan taksiler de güvenlik açısından gidilecek son noktaya yolcuyu ulaştırmadan ve hatta gidilen binanın güvenliğinden imza almadan yolcuyu arabadan indirmiyorlar.
-Suçun bu kadar yüksek olmasının altında ise büyük oranda gelir dağılımındaki adaletsizlik yatıyor. Şehrin en iyi ve en güvenli bölgesinde bile, sokağın başında kartonların üzerinde yaşayan insanlarla iç içe bir yaşam sürüyor.
Çete savaşlarına dikkat
IBM’in Kurumsal Hizmet Gücü programı kapsamında, Brezilya’da geçici bir süre görev alan Cemhan Baykal “Favela’ların çetelerin kontrolünde olması ve bu kapsamda ortaya çıkan çete savaşları, ülkeye gelen turistlerin ya da burada çalışacakyabancıların dikkate alması gereken konular. Güvenlik ise özellikle Rio de Janeiro ya da Sao Paolo gibi büyük şehirlerde göze çarpan bir sorun. Bu şehirlerde her dakika başınıza bir tehlike gelecekmiş düşüncesiyle yaşamaya alışmak bir parça can sıkıcı olabiliyor. Suç, temelde, getto ya da gecekondu mahallesi olarak adlandırabileceğimiz favela’lar kaynaklı ve yine favela’lar içinde gelişiyor” diyor.
NAMİBYA
Pfizer Dünya Sağlık Dostları programı ile Namibya’da 6,5 ay süre ile, bir sivil toplum kuruluşunda insan kaynakları danışmanı olarak görev yapan Aybike Budak, görev öncesinde çok ciddi bir oryantasyon programından geçmiş. Genel olarak yaşam koşulları, güvenlik, sağlık konularında detaylı eğitimle
r alan Budak, “Oryantasyon sırasında bize güvenlik konusunda çok titiz davranmamız gerektiğini üstüne basarak belirtmişlerdi. Hem sağlık hem de şiddet konusunda dikkatli olmamız bekleniyordu” diyor.
-Güvenlik nedenleriyle araba kullanmamız yasaktı.
-Her bahçeyi çevreleyen geniş duvarlar, elektrikli teller, uzaktan kumandalar, çeşit çeşit anahtarlar, güvenlik şifreleri hayatın ayrılmaz bir parçası; alışmak çok zor oluyor ancak dikkatli olduğunuz sürece en azından gündüzleri hayatımı normal devam edebileceğimi yerli arkadaşlarım sayesinde öğrendim. İlk yürüdüğüm günkü endişe ve çekingenliğimi kelimelerle tarif etmek çok zor tabii.
-Akşamları asla, gündüzleri ise ancak çantasız, dikkatli bir şekilde dolaşabiliyorsunuz. Beni de dönmeme yakın evimin sokağında bıçakla tehdit ederek telefonumu çalmaya çalıştılar. Güvenliğimiz engel olmasa yaralanabilirdim. Bir arka sokakta oturan arkadaşlarım bana gelirken taksi çağırıp beklemek yerine yürümeye karar verince her ikisinin de çantaları çalındı. Bir gece de bir adam sadece korkutma amaçlı olarak silahla bizi tehdit edip bir süre aracımızı takip etti, sonra peşimizi bıraktı.
AFGANİSTAN
İlk defa 2005 yılında Irak’ta proje müdürü ve ülke müdürü olarak çalışmaya başlayan M. Tuğrul Karaduman, Eylül 2009 tarihinden bu yana da Afganistan’da ASFA inşaatın ülke müdürü olarak görev alıyor. Karaduman’ın görev aldığı coğrafyada adam kaçırma, bombalama olaylarına çok sık rastlanıyor. O da zaman zaman bu tür olaylara tanık olduğunu söylüyor. Karaduman, bir anısını anlatıyor: “Aralık 2009 başlarıydı, birgün önceden şoförüme sabah saat 10’da gelmesini ve Bagram’a gideceğimizi söylemiştim; akşam görüşmede kullanacağım dosyaları hazırlarken elimdeki kağıt dosya vb yetişmeyince sabah erkenden bir taksiye atladım ve şehir merkezine kırtasiye ihtiyacımı karşılamaya gittim. Geri dönüş yolunda çok şiddetli bir patlamanın ardından tüm vücudumda hissettiğim bir basınç ve ardından üzerime dökülen arabanın cam parçaları ile ön koltukta öylece kalakaldım. İlk şoku atlatınca şoföre hemen buradan çıkalım diyorum ama adam ne diyor anlamıyorum, yol boyunca bir şeyler anlatmaya çalışıyorum yalnız adamdan cevap yok, bir ara adamın yüzüne baktım, adamın konuştuğunu dudaklarının hareket ettiğini ama benim kulağımda ki uğultudan başka hiçbir şey duyamadığımı fark ettim. Resmen hiçbir şey duymuyordum. Geçici bir süre hiç birşey duymadım.”
Karaduman’ın Afganistan izlenimleri şöyle:
Fidye için adam kaçırıyorlar
-Adam kaçırıp fidye isteme olaylarının perde arkasında Taliban’dan ziyade bizim burada ‘hırsız’ dediğimiz bir grup var. Taliban da adam kaçırıyor ama onların asıl hedefi kendi dünya görüşlerine ters hareket eden kişileri cezalandırmak. Fuhuş ve alkol bu grup tarafından kesinlikle hoşgörüyle karşılanmıyor ve siz bunu aleni olarak yaparsanız böylesi bir olaya çanak tutmuş olursunuz.
-Çok sık olmamakla beraber şehrin belli yerlerine bombalı saldırılar düzenleniyor. Ülkenin güneyi ve Pakistan sınırının bulunduğu eyaletlerde terör olayları daha geniş ve etkin.
-Hiç endişe duymuyorum desem tabiî ki yalan söylemiş olurum, ama gün içerisinde rahatça dışarı çıkıp tek başıma çarşı pazar işlerimi hallediyorum, bu noktada asıl endişe verici olan bombalı bir saldırının ortasında kalmak çünkü intihar saldırısı düzenleyecek kişilerin ne zaman ve nereye saldıracaklarını kestirmek imkansız.
-Tedbir olarak bazı şirketler kapılarında özel güvenlik bulunduruyor, dışarı çıkarken silahlı korumalar ve zırhlı araçlarla dolaşıyorlar, ama ben bunun daha çok dikkat çektiğini ve bu şekilde hareket ederek adres gösterdiklerini düşünüyorum.
-Şehir merkezinde işim varsa genellikle bildiğim tanıdığım şoförleri kullanmaya gayret ediyorum.
-Adres istedikleri zaman adres vermeden karşı tarafın iletişim bilgilerini alıp gerekirse ben sizi ararım diyorum; yaşadığım yere giriş çıkışlarıma dikkat ediyor ve genellikle düzenli olarak aynı saatte girip çıkmamaya, her gün aynı güzergahı kullanmamaya gayret ediyorum.
-Gerek şehir içine çıkarken gerek karayoluyla bir başka şehre gitmek durumundaysam yabancı olduğumu anlamayacakları kıyafetleri tercih ediyorum. Şehirlerarası yolculuğa çıkmam gerektiğinde yanımda mutlaka bir Türk ve güvendiğim 2 Afganlı’yla birlikte gitmeye dikkat ediyorum.
Toplu halde dolaşmayın
Karaduman’ın Afganistan’a iş için gideceklere tavsiyeleri ise şu yönde:
-Sokakta dolaşırken toplu değil 2’li veya 3’lü gruplar halinde ve arada
biraz mesafe bırakarak dolaşmakta fayda var.
-Dışarıda dolaşırken esnaf kendileriyle iletişim kurmak isteyecektir, Türk olduklarını ifade ederlerse daha candan ilgilenirler.
-Kabil’deki büyükelçiliğimizi özellikle de ticari ataşemiz Aydın Temizer’i mutlaka ziyaret etsinler.
-Her ne şart altında olursa olsun kesinlikle ama kesinlikle fuhuşa karışmasınlar kimse kurtaramaz.
Burcu ÖZÇELİK
ileSelim YAZICI

Hyundai i20'yi Türkiye'de üretecek

Hyundai Assan Başkanı Kwang-Heum Um, ”B segmentindeki başarılı aracımız i20’yi 2010 yılı Mayıs ayından itibaren İzmit fabrikamızda üretmeye başlayacağız” dedi.  

Hyundai Assan Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Kwang-Heum Um, Esma Sultan Yalısı’nda düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Hyundai’nin son yıllarda kalite ve müşteri memnuniyeti konusunda büyük bir atılım gerçekleştirdiğini ve Türkiye’de binek otomobil pazarında ”Türkiye’nin en çok tercih edilen markası” olduğunu belirtti.

Hyundai’nin, Türkiye ve tüm dünya için hazırladığı halk otomobilleri kadar üst segmentlerdeki araçlarıyla da fazlasıyla bilinen ve tercih edilen bir marka olduğunu dile getiren Um, şunları kaydetti:

”Fabrikamızın ilk üretime başladığı tarih olan 1997’den bu yana ürettiğimiz Accent modelimizin en yeni nesli olan Accent Era’nın ‘2009’da Türkiye’nin en çok satılan aracı’ unvanını alması, ‘Türkiye’nin otomobili’ olduğunu bir kez daha gözler önüne sermesi, bizim göğsümüzü kabartıyor.

Fabrikamızda ürettiğimiz diğer yerli modelimiz olan Matrix de ait olduğu MPV segmentinin en çok tercih edilen aracı… Ayrıca ithal ettiğimiz araçlarda Hyundai’nin başarısını ortaya koyuyor. Getz modelimiz B segmentinin en çok satılan aracı ve i20 ile birlikte Hyundai’nin bu segmentteki liderliğini perçinliyor. i10 modelimiz de aynı şekilde A segmentinde uzak ara birinciliği elinde bulunduruyor.”

DENİZAŞIRI ÜLKELERDEKİ İLK FABRİKA
Um, bu önemli segmentlerde sürekli elde ettikleri başarıları ve yeni satışa sundukları Genesis gibi üst segment araçları sayesinde Hyundai’nin artık en kaliteli markalardan biri olarak kabul edilmeye başlandığını ifade etti.

İzmit fabrikasının, Hyundai’nin denizaşırı ülkelerde kurduğu ilk fabrika olduğunu hatırlatan Um, Türkiye’de fabrika kurmanın şu ana kadar aldıkları ”en iyi kararlardan” biri olduğunu belirtti.

Um, kriz zamanlarında bile Hyundai olarak Türkiye’deki yatırımlarına ara vermediklerini ve yeni araçları hatlarına alarak üretim rakamlarını artırdıklarını anlatarak, Hyundai Motor Company olarak Türkiye’ye ve Türkiye pazarının potansiyeline hep güvendiklerini, yeni bir aracı üretim hattına alırken Türkiye pazarını ve Türk tüketicisinin ihtiyaç ve beklentilerini her zaman öncelikli olarak değerlendirdiklerini söyledi.

”B segmentindeki başarılı aracımız i20’yi 2010 yılı Mayıs ayından itibaren İzmit fabrikamızda üretmeye başlayacağız” diyen Um, Avrupalı tüketici için Avrupa’da hazırlanan bir araç olan i20’nin beş kapılı versiyonlarını tüm Avrupa’ya Türkiye’den ihraç edeceklerini bildirdi.

YILDA 80 BİN ADET ÜRETİLECEK
Hyundai Assan Başkanı ve Üst Yöneticisi Kwang-Heum Um, Hyundai i20’nin ilk etaptaki üretim rakamının yılda 80 bin adet olacağını ve bu rakamın büyük bölümünün Avrupa ülkelerine ihraç edileceğini anlatarak, Türkiye’yeen az 1 milyar lira karşılığı ihracat girdisi kazandıracaklarını vurguladı.

Türkiye’ye ilk günden bu yana 500 milyon dolar civarında yatırım gerçekleştirdiklerini ve i20’nin üretimiyle birlikte 75 milyon dolar daha yatırım yapacaklarını dile getiren Um, i20’nin üretimiyle birlikte 500 kişilik ek istihdam yaratıp, dolaylı yoldan sağladıkları iş hacmini de 5 bin kişiye çıkarmayı planladıklarını ifade etti.

Um, i20’nin üretimi sayesinde yıllık üretim hacminin de 100 bin adet seviyesine ulaşacağını belirterek, ”Türkiye’de B segmenti satışları binek araçlar arasında yüzde 20’lik paya sahip ve Hyundai i20’nin de aynen Accent Era modelimiz gibi Türkiye’nin en çok tercih edilen modellerinden biri olacağına inanıyorum” dedi.

Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar da, ilk etapta yılda 80 bin adet üretilecek olan Hyundai i20 sayesinde, şu anda Accent Era ve Matrix modellerinin üretimi gerçekleştirilen İzmit fabrikasının mevcut yıllık üretim hacminin de 100 bin adete ulaşacağını söyledi.

80 bin adet üretilecek i20’nin 10 bin adetinin iç piyasaya sunulacağını, diğerinin ihraç edileceğini anlatan Kibar, i20’nin Türkiye’de üretilmesiyle Accent üretiminde bir miktar düşüş olabileceğini, ancak Accent modelinin üretimine devam edeceklerini belirtti.

Verilen bilgiye göre, Türkiye otomobil pazarında Hyundai i20’nin yer aldığı B segmenti, ilk 7 aydaki toplam binek otomobil satışlarının yüzde 20’lik bölümünü oluşturdu.

Hyundai’nin, Getz ve i20 modellerinin, satışlarıyla B segmentinde yüzde 18 paya sahip ve ”lider” durumda durduğu belirtildi.

 

Kaymak: http://www.ntvmsnbc.com/id/24996761/, 02.09.2009

ileSelim YAZICI

Türkiye'de Hyundai Üretimi

Türkiye’de Üretim
Hyundai’nin denizaşırı ülkelerde kurduğu ilk üretim tesisi olan Hyundai Assan İzmit Fabrikası, Türkiye ve başta Avrupa olmak üzere yakın bölgelerdeki tüm pazarlar için en önemli modellerden olan Accent Era ve i20 Troy’u üretiyor.

Pres, Gövde, Boya, Montaj ve Motor Montaj olmak üzere 5 atelyeden oluşan fabrikada, 1.2 lt ile 1.4 lt benzinli ve 1.4 lt dizel motor seçeneklerine sahip olan i20 Troy ve 1.4 lt ile 1.6 litre CVVT benzinli ve 1.5 CRDi common-rail turbodizel motor seçeneklerine sahip olan Accent Era modelleri üretiliyor.

 Bugüne kadar 400 binin üzerinde araç üreten Hyundai Assan Fabrikası’nda saatte ortalama 22 araç üretiliyor

Kaynak: http://www.hyundai.com.tr/tr/Content.aspx?id=turkiyedeuretim&menu_id=69&ordercolumn=1

ileSelim YAZICI

Koreli Hyundai, i20 üretimini Türkiye’ye verdi, Çeklerden rövanşı aldık

Küçük sınıftaki yeni modeli i20’nin üretimini Avrupa’ya kaydırmak isteyen, Türkiye ve Çek Cumhuriyeti arasında seçim yapmaya çalışan Koreli Hyundai, kararını Türkiye lehine verdi.

Bu kararda Türkiye’nin ilk 7 ayda krize rağmen Hyundai satışında dünyada pazar payını en fazla artıran ülke olması rol oynadı. i20 üretiminin Türkiye’ye verilmesiyle birlikte 2 yıl önce 1.2 milyar Euro’luk yatırımı kaptırdığımız Çek Cumhuriyeti’nden de rövanşı almış olduk.

CEO sinyali vermişti

Geçen hafta i20 üretimine Türkiye’nin yakın olduğu sinyalini veren Hyundai Assan Başkanı ve CEO’su Kwang-Heum Um, Türkiye’nin ilk 7 ayda tüm dünyada en fazla büyüyen ülke olduğunu belirterek, “Bu bizim Hyundai dünyasında daha fazla söz sahibi olmamızı sağladı. Merkeze ‘i20 modelinin üretimini bize verin, Türkiye’de ürettiğimiz Matrix’in yerine geçecek yeni modeli Çek Cumhuriyeti’nde üretin’ talebinde bulunduk. 2 hafta içinde karar verilecek. Şansımız çok yüksek” açıklamasını yapmıştı. Um’un bu açıklamasının ardından Hyundai’nin kararını Türkiye lehine verdiği belli oldu. Hyundai Assan, i20 üretiminin detaylarını eylül ayı başında duyuracak.

75 milyon dolar yatırım

Hyundai’nin Avrupa pazarını düşünerek geliştirdiği küçük sınıftaki yeni modeli i20, şu anda sadece Hindistan’da üretiliyor. Ancak, Hyundai bu modeli uzun süredir Avrupa’da da üretmek için çalışmalar yapıyor. Bunun için Avrupa’da iki fabrikası bulunuyor. Biri Türkiye’de diğer ise Çek Cumhuriyeti. Hyundai’nin İzmit fabrikası 3 vardiyayla 125 bin adetlik kapasiteye ulaşıyor. Hyundai Assan Başkanı Um, 75 milyon dolarlık ek yatırımla i20’nin Türkiye’de üretebileceklerini açıklamıştı. Halihazırda, Accent ve Matrix’i üreten Hyundai Assan’ın İzmit fabrikasında yıl sonunda Matrix üretimi sona erecek. Matrix’in ardından i20 üretimi İzmit’te devreye girerken, Matrix’in yerine geçecek yeni model ise Çek Cumhuriyeti’nde üretilecek.

 

Kaynak: Hürriyet, 24.08.2009, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/12334238.asp 

ileSelim YAZICI

Hyundai Türkiye'yi Seçti

Güney Koreli otomobil devi Hyundai, Hindistan’daki yetersiz mühendislik ve işçilik nedeniyle en çok satan modellerinden biri olan i20’nin üretimini Türkiye’deki fabrikasına taşımayı planlıyor

Tecrübesi ve yan sanayisinin güçlü olması nedeniyle bir çok büyük otomotiv şirketinin üretim için seçtiği Türkiye’ye bir model daha damgasını vuracak. Hyundai Hindistan’daki i20 modelinin üretimini Türkiye’ye kaydırıyor. Hyundai ve diğer markaların Türkiye stratejileri ile ilgili bilgi veren Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Türkiye’nin bir otomobili markalaştırma potansiyelinin çok daha yüksek olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Türkiye’de üretilen hiç bir otomobil geri çağrılmadı. Markalar burada üretiliyor. O markaların burada ürettiği otomobiller geri çağrılmıyor. Ama aynı markanın başka ülkelerde üretilen bir otomobili geri çağrılıyor. Niye, çünkü buradaki mühendislik ve işçilikle oradaki mühendislik aynı değil. Mesela Hyundai i20’yi tamamen buraya getirmek istiyor. Bir bölümünü buraya getirmişti. Hindistan’da da i20 üretiyordu ama Hindistan’daki mühendislik ve işçilikle Türkiye’deki mühendislik ve işçilik aynı olmadığı için tamamını buraya getirmek istiyor. Müşteri de onu isteyince yatırımın merkezi de burası oluyor doğal olarak.” Türkiye’nin otomotivde bir marka oluşturma vaktinin geldiğini söyleyen Ergün, “Bunun için altyapı ve Türkiye’nin potansiyeli müsaittir. İç pazarda Türkiye önümüzdeki 5-10 yıl içinde yılda 1 milyondan fazla otomobil tüketen bir noktaya gelmiş olacak. Sadece iç pazarımız yılda 1 milyonluk iç pazarı eritebilecek bir noktaya doğru gidiyor. Çünkü otomobil sahibi olma arzusu Türkiye’de çok yüksek. Genç bir nüfusa sahibiz bu insanlar ilk önce bir otomobil sahibi olmak istiyorlar. Bu da iç pazarı genişleten bir unsur. Türkiye’de orta gelir düzeyine transfer olan insan sayısı her geçen gün artıyor. Bu insanların ilk sahip olmak istedikleri şey otomobil olacak. Bu nedenle Türkiye’de otomotiv sektörünün geleceği parlak” dedi.

ARTIK BİR MARKAMIZ OLMALI
Yan sanayide ya da ana sanayide artık bir marka oluşması o markanın iç ve dış pazarda yer bulması gerektiğini söyleyen Bakan Ergün, “Biz yerli markayı sürekli empoze ediyoruz. Artık gayret edin, Türkiye’de hem makro ekonomik dengeler yerli yerine oturdu, hem de siyasi istikrar ve güven ortamı pekişti. Türkiye ekonomisi ciddi manada gelişti” dedi.

Kaynak: Sabah, 19.09.2010, http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2010/09/19/hyundai_turkiyeyi_secti